Tuesday, October 30, 2012

A Different Aproach of 29 October, Republic Day Celebration

Yesterday, Turkey and Turkish People have celebrated 89th Anniversary of being Republic . At night event of the celebration was held on in Istanbul, as well as Bagdat Street. With night parade, simultaneously, there was another celebration parade above the sky. More than 30 UFOs were with us.(The sky was cloudy and there were no stars at all.)

You may see the video here  http://youtu.be/V67Ug7sskBM








Thursday, October 25, 2012

HAKAN KIRKOGLU'NDAN - RUHUNUZUN NOKTASI

Ruhunuzun noktası

Sizlere astrolojik haritada şans noktası kadar önemli başka bir noktadan söz edeceğim. Bir haritayı detayları ile incelerken, belli başlı noktalar vardır. Bunlardan en çok bilineni Şans noktasıdır. Kişinin kısmetini, kazanç yollarını ve imkanların hangi alanlarda ortaya çıktığını açıklayan bu nokta haritada Güneş, Ay ve yükselen burç derecelerinden hesap edilir. Ruh noktası da Şans noktasının tamamlayıcısıdır ancak maddi kazançlar ve imkanlardan çok kişinin yönelimlerini, yapmak istediği şeyleri ve özellikle iş, kariyer alanındaki eğilimleri açıklar. Ruh noktasının hesaplanması da aynı şans noktası gibidir ancak formül tersine döner. 
Bu noktayı hesap etmek için, astrolojik haritanızda Güneş’in, Ay’ın ve yükselen burcun derece değerlerini bilmeniz gerekir. Eğer bir harita çıkartmak isterseniz bunu www.astro.com sayfasından elde edebilirsiniz. Ruh noktasını hesap etmek için önce haritanızın gündüze mi, geceye mi ait olduğunu, yani gündüz mü, gece mi doğduğunu bilmelisiniz. Zira hesaplama formülü gece haritalarında tersine döner. Şöyle ki, gündüz haritaları için Ruh noktası=Yükselen burç derecesi+ Güneş’in derecesi – Ay’ın derecesi şeklindedir ancak gece haritaları için bu formül, Yükselen burç derecesi + Ay’ın derecesi – Güneş’in derecesi olur.Kuşkusuz daha kesin bir hesaplama için dakikaları da hesaba ekleyebilirsiniz.
Bunu bir örnekle açıklayalım, Orhan Pamuk’un haritasında ruh noktasını bulalım. Haritasında Güneş 16 derece İkizler’de, Ay 1 derece Yay’da ve yükselen burç derecesi ise 22 derece İkizler’de yer alıyor. Bu durumda formüle göre, bu dereceleri mutlak boylam olarak yazarsak (mutlak boylamda, 0 derece Koç 0, 0 derece Boğa 30, 0 derece İkizler 60, şeklinde devam eder) Ruh noktası gündüz haritası için yükselen burç için 82 derece + 76 derece (Güneş’in mutlak boylamı derecesi) – 241 derece (Ay’ın mutlak boylam derecesi), bu işlemin sonunda – 83 bulunur. Eksi çıktığı zamanda 360’la yeniden toplamalıyız, bu durumda ruh noktası 277 derece çıkar. Bu derece de, 7 derece Oğlak burcuna (Oğlak’ın 0 derecesi mutlak boylamda 270 olduğu için) karşılık gelir. Bu hesaplamadan Orhan Pamuk’un ruh noktasının 7 derece Oğlak burcunda olduğunu görüyoruz. Peki Oğlak burcundaki ruh noktası ne anlama gelir ? Oğlak yapı olarak hırslı, zirveye ulaşmak isteyen, mücadele eden, disiplinli ve hedeflerine odaklı, kendi içine daha kapalı bir burçtur. Kendisi bir yazar olarak disipline ve sıkı çalışmaya eğilimlidir. Bu nokta bizim çalışma stilimize ve bizi motive eden ögeleri de anlatır. Bu bakımdan, Pamuk’un haritasında İkizler gibi daha değişken bir burç dikkat çekse de, konu amaçlar ve ruhun eğilimleri olduğunda O’nda Oğlak’ın hırs ve mücadelesini görebiliriz. Eğer bu konuda daha fazla bilgi edinmek istersek bu kez, bu noktanın düştüğü burcun yöneticisini de hesaba katabiliriz. Pamuk’un haritasında Satürn’ün Akrep burcunda yer alması bu özelliklere derinlik, tutku ve fazladan bir kararlılık getirmekte.
Sezen Aksu’nun haritasında ise ruh noktası Balık burcuna, 8. Eve düşmekte. Balık’taki ruh noktası kişiyi hayal gücünün, fedakarlığın, vericiliğin ve sınırlanmama isteğinin harekete geçirdiğini gösteriyor. Bu noktanın yöneticisi olan Jüpiter ise yine yüceldiği Yengeç burcunda yer almakta. Bir bakıma Sezen Aksu’da su elementinin getirdiği koruyuculuk, annelik ve hassasiyet temalarının onun için motive eden faktörler olduğunu görüyoruz. Marilyn Monroe’nun ruh noktası Yay burcunda, 5. evde yer almakta. Bu ev sahneyi ve yaratıcılığı, aşkı açıklar. Yay burcundaki ruh noktası onun ruhen hareketli, iyimser, sorumluluktan pek hoşlanmayan, yeniliklere açık birisi olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda ruh noktasının yöneticisi Jüpiter (Yay’ın yöneticisi) Saka burcunda olduğu için, aynı zamanda bu durum onun entelektüel ve özgürlükçü kişilere doğru yöneldiğinin de işareti. 
Ruh noktası, bir kişinin temel eğilimlerini, yönelimlerini ve özellikle iş hayatında kullanmak isteyeceği konuları anlatır. Bu bakımdan, bir meslek ve kariyer konusunda karar vermek için ruh noktası mutlaka değerlendirilmeye alınmalıdır. 

HAKAN KIRKOGLU, KAYNAK INTERNET.

Saturday, October 20, 2012

MADE BY MEHTAP KAYA

MUTLUYUM, MUTLUSUN, MUTLU. MUTLUYUZ, MUTLUSUNUZ, MUTLULAR....











Friday, October 19, 2012

Medyumlar/Kahinler - Edgar Cayce


Edgar Cayce, (18 Mart 1877 – 3 Ocak 1945Amerikalı ünlü medyum.
Hayatı 

1877'de Kentucky'de doğan, 1945'de Virginia Beach'de hayata gözlerini yuman Edgar Cayce hipnoz ile uyutularak trans halindeyken yaptığı ve kayda alınan "okumalar"la tanınmıştır. Transta iken yaptığı teşhislerde, kimi değişik vakaların tedavisi için gerekli ilaçların nerede bulunabileceğini tarif etmiş, ayrıca astroloji, reankarnasyon ve Atlantis ile ilgili kehanetlerde bulunmuştur.

Cayce hipnoz uykusundan uyanınca hiçbir şey hatırlamıyordu. Uykudayken bu işi nasıl başardığı sorulduğunda, yaşayan herhangi bir insan beyni ile ilişki kurabildiğini, bu beyin veya beyinlerdeki bilgilerden, kendisine gelen hastaları teşhis edebildiğini, ilaçlar verebildiğini söylüyordu. Belki de bu anlarda Cayce'de bambaşka bir akıl canlanıyor ve insanlıkta dolaşan bütün bilgilerden, tıpkı bir kitaplıktan olduğu gibi yararlanıyordu. Bu işlem ışık hızıyla oluyordu. Fakat Edgar Cayce'nin durumunu bugün için açıklama imkânı yoktur.
Medyumluk yeteneği ve psişik güçleri çok küçük yaşlarda ortaya çıktı. Edgar Cayce küçükken hastalanmış komaya girmişti. Köyündeki doktor tüm çabalarına rağmen onu komadan çıkaramamış, bu haldeyken Cayce konuşmaya başlamış: "Enseme bir beyzbol topu çarptı. Özel bir yakı yapın ve enseme kuvvetlice basın. Acele edin, yoksa beyin zarının zarar görme ihtimali var" demişti. Sonra yapılacak yakının formülünü vermişti. Ailesi başka çare olmadığı için denilenleri uygular ve akşama doğru ateşi düşen Edgar, ertesi gün ayağa kalkar. Fakat komadayken söylediklerini hatırlamıyordu ve formül için isimlerini verdiği bitkilerin çoğunu tanımıyordu.
Amcasının çiftliğinde çalışmaya başlamış daha sonra Hopkinsville kitaplığında hademelik yapmıştı. Sahip olduğu yeteneği kullanmak istemeyen Cayce küçük bir fotoğrafçı dükkânı açmıştı. Çocukluk arkadaşı Al Layne felçliydi ve ayağını sürüyerek yürüyordu. Çocukluk arkadaşının yalvarmasına dayanamayan Cayce hipnoz uykusuna yatmaya razı oldu. Bu uyku sırasında arkadaşının hastalığının nedenlerini yazdırdı. Uyanınca arkadaşına yazdırdıklarının ne olduğunu dahi anlamadığını, bunun büyücülük olduğunu, ilaçları alıp kullanmamasını tavsiye eder. Ama sekiz gün sonra Al layne'in iyileştiği bütün kasabada konuşulmaya başlanınca insanlar kendisine başvurmaya başlamıştır. Önceleri "uyurken konuşuyorum diye insanları tedaviye kalkamam" diyerek direnen Cayce, sonunda bazı şartlar ile bu seanslara razı olur. Hastaları görmeyecek, para almayacak ve uyku seanslarında bir doktor hazır bulunacaktı.

Hipnoz uykusu sırasında hastalara koyduğu teşhisler o kadar isabetliydi ki buna hayret eden doktorlar aslında kendisininde doktor olduğunu fakat bu yola saptığını söylüyorlardı.

James Andrews adında bir demiryolu şirketi sahibi Cayce'a gelmişti. Seans sırasında birkaç ilaç ve bir tür adaçayı suyu kullanılması söylenmişti, formülü bulmak imkânsızdı. Gazetelere verilen ilanlardan bir sonuç çıkmayınca tekrar edilen seansların birinde Cayce, ilacın çok karmaşık formülünü yazdırdı. Bu arada şirket sahibi Andrews'e Paris'li genç bir doktordan mektup geldi. Mektubunda ilanda söz edilen adaçayı suyunu yine doktor olan babasının bulduğunu fakat elli yıldan beri yapmadığını yazıyordu. Formülü Cayce'ın yazdırdığı formül ile aynıydı.

Hekimler sendikası mahalli sekreteri John Blackburn bir komite ile bütün seansları izler ve sonunda Edgar Cayce'a resmi konsultasyon yapma izni verilir.
Cayce'ın sekiz yaşındaki oğlu oynarken bir magnezyum patlamasına sebep olur ve doktorlar bir gözünü kurtarmak için diğerini çıkarmayı önerirler. Bunu kabul etmeyen Cayce, hipnoz sırasında gözlere 15 gün süreyle tannik asit pansumanı uygulanmasını söyler. Doktorlar bunun çılgınlık olduğunu söylemesine rağmen 15 gün sonra çocuğun gözleri iyileşir.

Bir uyku seansında 4 reçete yazdırmıştı ve bunların kime uygulanacağı bilinmiyordu. Sonradan kendisine başvuracak dört hastanın reçetesini 48 saat önce yazdırmıştı.

Bir seans sırasında da "Codiron" adında bir ilaç yazdırmıştı ve ilacı yapan firmanın adresini vermişti. Telefon edildiğinde ilaç firması şaşırmıştı, "nereden duydunuz? formülü yeni bitirdik ve ismini yeni koyduk" diyorlardı.

Ölümü 
Cayce öleceği günü ve saatini önceden haber vermişti. Çaresiz bir hastalığa tutulduğunu anlamıştı. "Akşam 5'te tamamen kurtulacağım" diyordu. Hastalığı "başka bir şey olmak"tı. Cayce öldüğü zaman ardında, 43 yıl içinde yazılan 14.000 adet ayrıntılı "steno kaydı"nı bırakmıştı. Bunların içinde onun, geleceğe yönelik bazı kehanetleri de yer almaktadır.

Günümüzde Edgar Cayce takipçisi bir çok organizasyon ve kuruluş vardır.

Kaynak Wikipedia
Kehanetleri

Cayce aslında iyi bir fotoğrafçıydı da. Ancak daha sonra bu işini de bırakmış, asli görevini hakkıyla yerine getirmek için stüdyosunu kapatmıştı. Öldüğü zaman ise 43 yıl içinde 8 binden fazla insana verdiği psişik öğütlerin gayet ayrıntılı 14 bin adet steno zaptını gerisinde bırakmıştı. Bunların arasında geleceğe yönelik kehanetleri de vardı. 

Toplum, bilim ve jeofizik alanlarında doğruluğu sık sık kanıtlanan kehanetleri, genellikle olaylarıngerçekleşmesinden uzun yıllar önce söylenmişti. Savaşlar barış, işsizlik, ırk çatışmaları, sosyal çalkantılar vs… gibi konulardaki kehanetlerinin, karşısına tedavi için gelen insanların özel yaşamlarına ilişkin kehanetleri de zaman geçtikçeaynen gerçekleşti.
  
Cayce ulusların geleceğini nasıl görüyorsa, şahısların geleceklerini de aynı berraklıkta görüyor, onlara evleneceklerini, boşanacaklarını, çocukları olacağını, doktorluk, mimarlık, kaptanlık, askerlik gibi çeşitli meslek dallarını seçeceklerini de rahatlıkla ifade edebiliyordu.
  
Kehanetlerini transtayken söylüyordu ama Cayce uyanıkken de çevresindeki etkilere son derece duyarlıydı. Bir günbir konferans salonunu terk etmek zorunda kalışının nedeni de bu duyarlılıktı. Çünkü o sırada orada bulunan bütün gençlerin bir gün savaşa gideceklerini, içlerinden üç tanesinin de asla geri dönmeyeceklerini görmüştü.

Cayce geçmişin ve geleceğin kapılarını açabilen her ikisine de rahatlıkla girip çıkabilen bir insandı.

1939 yılından sonra görev yapacak olan başkanlardan ikisinin görev süreleri sona ermeden öleceklerini söyleyerek Roosevelt ile Kennedy’yi kast etmişti. 1929 yılındaki büyük ekonomik krizi, borsadaki çalkantıları ve işlerin 1933’de yeniden rayına oturtulacağını bilmişti. 1920’lerde Amerika’da ırkçılık çatışmalarının yaşanacağını ifade etmişti.

Kahinler, kehanetlerinin hangi tarihte gerçekleşeceğini genellikle söylemeyi reddederler. Ancak Cayce çoğu kez tarihte belirtmiştir. 2.inci Dünya Savaş’ının başlayış ve sona eriş tarihlerini ve Vietnam Savaşı’nın tarihini vermiş, bilim dünyasının henüz haberi yokken Laser ışınının bulunacağını söylemişti. Bimini yakınlarında, deniz dibinde tarih öncesi kalıntıların da bulunacağını belirtmiş ve bu da gerçekleşmiştir.

 Yeryüzünün çehresindeki değişimler
 
Cayce, ileriki yıllarda büyük doğal afetler yaşanacağını, depremlerin ve deniz kabarmalarının yeryüzünün topografyasını değiştireceğini bildirmiş, kendisine tarih sorulduğunda ise bu hareketlerin 1958 ile 1998 arasında başlayacağını önce yavaş seyreden bu değişimlerin 1969 yılından itibaren giderek hızlanacağını eklemişti. Nitekim depremlerde hem sayıca, hem de şiddet bakımından bir çoğalma saptanmakta, 1969’dan sonra 7-9 Richter ölçeği arasında en az 30 depremin kaydedildiği bildirilmektedir.

En uzman jeologlar Cayce’in haber verdiği olayların hiç de hayal ürünü olmadığını, hemen yanı başımızdagerçekleşmeyi beklediklerini belirtiyorlar. Cayce yer kabuğundaki değişikliklerin Amerika’nın batı kıyılarından başlayacağını ifade etmişti. Nitekim 28. Mart 1964 yılındaki Alaska depremi, 8.4 şiddeti ile 1908 San Francisco depreminden de güçlüdür.

Jeologlar Cayce’nin California’nın tahrip oluşuna ilişkin kehanetinin her an gerçekleşebileceğini belirtiyorlar. St.Andreas çatlağının 1980 yılında Pasadena dolaylarında 23 cm kadar batıya kaydığı saptanmıştır. Pek çok bilim adamının da görüşüne göre, 1989 San Francisco depremi asıl büyük hareketin sadece bir habercisidir. 1970 Haziran’ında Peru’da meydana gelen ve topografyayı değiştirmiş olan depremi de önceden haber vermiş olanCayce’ye göre California’nın yerle bir oluşu gerçekleşecektir.

Günün birinde New York’tan ayrılmak niyetinde olan bir adam Cayce’ye başvurmuştu. Bu şehirde kendini çok huzursuz hissettiğini söyleyen bu iş adamına Cayce transa geçtikten sonra bu kararında büyük isabet bulunduğunu çünkü New York’un günün birinde yıkılıp sulara gömüleceğini söyledi. Ancak bunun daha ileriki bir nesil zamanında gerçekleşeceğini de ifade etti.
  
Cayce’nin New York’a ilişkin bu kehanetine pek inanılmadı ve üstünde durulmadı. Ancak Manhattan’da bulunan 14. Cadde’de büyük bir iş merkezinin inşa çalışması sırasında, 1962 yılında projeler tamamlandıktan sonra bazı mühendisler yeraltında büyük bir fay tespit ettiler ve projenin gerçekleştirilmesinden vazgeçildi. Cayce’ye göre Carolina ve Georgia’nın güney bölgeleri de sular altında kalacaktır.

Cayce, Avrupa’nın kuzeyinin göz açıp kapayıncaya kadar değişeceğini bildirmiştir. Akdeniz bölgeleri de tehlike hattındadırlar. Özellikle de İtalya ve Yunanistan’a dikkat çekmiştir. Vezüv’ün ve Martinik’deki Pele yanardağlarının püsküreceklerini ve bunu takiben de California’nın güney sahillerinden başlayarak Utah ve Nevada’ya dek doğuya kadar yayılan bir su baskının yaşanacağını 1936’daki bir kehanetinde belirten Cayce, ‘Güney denizlerindeki bazı koşullar değişince ve buralarda batıp  yükselmeler başlayınca, Akdeniz’de de aynı olaylar görülünce ve Etnabölgesinde değişiklikler meydana gelince, her şeyin başlamış olduğunu anlayacağız’ demişti.

Bu arada Etna çevresindeki hareketlerin 1958’de başladığı ve Akdeniz tabanında alçalıp yükselmeler meydana geldiği bilim adamlarınca saptanmış. Ayrıca 1979’da Indonesia’nın Yapenadasında meydana gelen 8 şiddetinde bir depremden sonra, aynı gün, dünya küresinde Endonezya’nın tam karşısında yer alan etna (Sicilya) yanardağı infilak etmiş ve sönmüş olduğunu düşünerek tırmanmakta olan pek çok turistin ölümüne neden olmuştur. Bu arada A.B.DWashington eyaletindeki StHelens yanardağı da 1980 yılının 18 Mayıs günü uzun bir zamandan sonra iki kez püskürmüş, dağın tepesinden 400 metrelik bir bölümü uçurmuştur.

  Kutupların Yer Değiştirmesi

Cayce şöyle diyor:  ‘Kuzey bölgelerinde ve Antarktika’da kabarmalar ve depremler, yerkürenin sıcak bölgelerinde volkanik patlamalar olacak. Kutuplar yer değiştirecek; öyle ki, soğuk veya yarı tropikal ülkeler daha tropikal olacaklar ve oralarda dev eğrelti otları ve yosunlar çıkacak.’
  
Hugh Auchincioss Brown aslında bir elektrik mühendisiydi. Ancak ölümüne dek sürdürdüğü bir çalışması vardı.Brown, Güney kutbundaki aşırı buz birikiminden dolayı dünyanın ekseninde bir değişme olacağına inanıyordu ve ömrü boyunca toplumları bu tehlikeye karşı uyarmaya çalışmışBilimsel ve jeolojik kuruluşlarla temaslarını daima sürdürmüştü. 

 Brown Antarktika’daki buzulların artmasıyla dünyanın adeta “üstü ağırlaşan, sarsılan ve dengesini kaybeden bir topaç gibi devrileceğini” ileri sürüyor ve bu basınç nedeniyle de dünyanın dönüş ekseninin kutup ekseninden uzaklaşacağını ve dünyanın boşlukta takla atarak yeni kutuplar doğrultusunda olaşacak yeni bir eksenin çevresinde dönmeye başlayacağını iddia ediyordu.
  Bunun sonucunda yeryüzü haritasının da tamamen değişeceğini belirten Brown, “Olası bir felaket, tarih öncesi dönemlerin mamutları gibi, dünya nüfusunun çoğunu yok edecek. Buzullar olgunlaştığı zaman bu olay daha önce de birkaç kez tekrarlanmıştır” diyordu.

 “Dünyanın Afetleri” adlı kitabında da buzulların ağırlığının 19 katrilyon ton olduğunu hesaplıyordu. Buzullar şimdi su yüzeyinden 5000 metre yüksekliğe ulaşmışlar ve korkunç ağırlıkları ile alttaki kayayı sürekli çökerterek daha fazla buz için yer açmaktadırlar. Bu arada, Amiral Byrd 1930 yılında bunların sadece birkaç metresinin buz yüzeyinde kalmış olduğu görüldü. Şimdilerde ise tamamen gömülmüş olmalıdırlar.

Charles Berlitz’in belirttiği gibi yeni jeomanyetik araştırmalar bunun gerçek olduğunu ortaya çıkarttı. Nesli tükenmiş, üstelik çok farklı bölgelerde yaşayan hayvanların buzlar içindeki cesetlerine Alaska, Kanada ve Sibirya’da  rastlanmıştır. Sanki çok büyük bir felaket tümünü savurmuş ve çok uzak bölgelere fırlatıp atmış gibi.

1901 yılında Sibirya ‘da bulunan Berezovka mamutunun midesinde artık o bölgede yetişmeyen ılıman iklim bitkilerine rastlanmıştır. Bu arada bilim adamları Kuzey Kutbu’nun 1960-68 yılları arasındaki kayışın sekiz mil olduğunu saptamışlar.

Yeni Karaların Çıkması
   
Cayce, “Değişimler meydana geldiğinde, birkaç yıl içinde Atlantik ve Pasifik’te yeni karalar ortaya çıkacak, günümüzdeki pek çok ülkenin kıyıları da okyanusun dibine gömülecek” demişti.
  
1940 yılındaki bir kehanetinde Poseydon Adası’nın, batık Atlantis’in yeniden yüzeye çıkacak olan ilk kısımları arasında da bulunacağını da belirtmiş. Atlantis’in parçalarının yüzeye çıkışından sonra gelecekteki nesillerin, üzerinde yaşamlarını sürdürecekleri pek çok yeni kara parçalarının ortaya çıkacağını da belirtmişti.


Dünyadaki tüm ülkeler arasında, depremlerden en az zararı İrlanda’nın göreceğini söylemiş,“Şayet İngiltere’de bin sarsıntı olacaksa, İrlanda’da 43 adet olacaktır” diye eklemiştir. Bu değişimler sırasında Japonya’nın da büyük bir bölümünün denize gömüleceğini, 1934 yılındaki bir kehanetinde söylemişti. Bu arada Nobichico Obara adlı bir Japon jeologu, Japon takımadalarının her yıl 2-3 cm kadar okyanusa gömülmekte olduklarını saptamıştır. 

Cayce Rusya ile ilgili bir kehanetinde bu ülkede komünizmin son bulacağını da söylemiştir.Cayce Rusya’nın özgür bir yaşama kavuştuktan sonra Amerika ile işbirliği yapacağını da belirtmiştir. Bu kehanet, bir çok defa Amerika ile Rusya’nın Kızıl Çine ’e karşı birleşeceğini söyleyen Jeanne Dixon’un da kehanetine uymaktadır. Bu kehaneti 1944 yılında başkan Roosevelt’e söylemişti Dixon. Oysa Çin, komünist rejime 1949 yılında geçti

Önümüzdeki yılların çehresi
  
Cayce’ye göre uluslar üçüncü bir dünya savaşını engellemeyi başarsalar bile bu Paris, Londra ve New York ’unharitalardan silinmesini önleyemeyecektir. Cayce kehanetlerinde asla nükleer bir tahripten söz etmedi. Ona göre birtakım nükleer deneyimler yapmak suretiyle olsa olsa dünyanın fizik güçleri harekete geçirilebilir, depremlere ve deniz baskınlarına neden olunabilirdi.
  
Cayce günümüz insanının da tıpkı Atlantis’te olduğu gibi kendi felaketini kendinin hazırladığını ifade ediyor.Hala yeraltında nükleer denemeler yapmayı sürdüren ülkelerin yetkilileri bu kehanetleri ciddiye almış, üzerinde biraz olsun düşünmüş olsalardı; kendi bindikleri dalın da üzerinde yaşayan diğer milyarlarca insana karşı olan vicdani sorumluluklarının şuuruna varabilirlerdi belki de!... 
Haluk Özden Ruh ve Madde Cilt 31-sayı 366



Monday, October 15, 2012

Sonbahar Guzeli - Crab Apple / Yengec Elmasi

Itiraf ediyorum, benim bu elma cinsinin varligindan gecen yila kadar hic haberim yoktu.

Ilk Boxtel'de rastladim. Boxtel Kuzey Baraband'in en buyuk 2. sehri olan Den Bosh ('s-Hertogenbosch)'un banliyolerinden biri. verimli tarlalarin ve yasli ormanlarin icinde yer alan minicik bir kasaba. Dinazor Parki ve Ceylan Rezervuari meshur, bir de sayemizde Peter'i :))

Gecen sene tesadufen yapraklari dokulmus bir agac dikkatii cekene kadar farkinda bile degildim. Bu Elma cinsi yaklasik iri Napolyon Kirazi ya da kucuk kirmizi eriklerin boyutlarinda. Ilk dikkatimi resimdeki Boxtel'in meshuuuuur  Kasteel_Stapelen'in arka bahcesindeki agaclar cekmisti.Sato Ortacag'dan kalma ve suni bir golun icerisinde. Simdilerde Sato'da rahipler yasiyorlar ve ic avluda kucucuk bir Sapel'i, avlunun ve golun arkasinda ise Rahip okulu var.Bizim meshur Peter, nam-i digerr Pitircigin vaftiz oldugu Sapel imis ayni zamanda.


Boxtel girisi -  Bu resim Nilgun Hanim'a ozel :))


Kasteel_Stapelen

Kasteel_Stapelen

Kasteel_Stapelen'in Sapel'i


Kimse meyvenin ne oldugunu soyleyemedi once, aylarca ogrenmeye calistim. Sonradan farkettim ki guney Hollanda'da hemen hemen her evin bahcesinde  varlar.Uzerleri pitirak gibi ve meyveleri kimse toplamiyor, kuslar bile yemiyorlar. Bazilari zehirli dedi, bazilari kuslar bile yemiyor biz niye yiyelim dedi, bazilari sus dedi. 

Merak hat safhaya ulasinca ve surekli sorunaca, toplantiya gittigimiz  birgun Peter dayanamadi ve bir agacn yaninda durdu. Topla ve tadina bak dedi. Zehirlenirsen hastahaneye gotururum, nasil olsa sigortalisin basima kalmazsin dedi. Eh bulmusum firsat tabi, dayanamayip tadina baktim. Surpriz... tadi ayni elma.

Birkac tane daha toplayip ayni gece donuste Gento'ya sordum. Bana bu Crab Apple dedi.
Hollanda'lilar yemez ama bildigin elma, zehirli falan da degil demisti.



Yengec Elmasi cicegi


'Ustu pitirak gibi' den kastim buydu


besi bir yerde




Ozetle, saksida dahi yetisen ve meyvelerinin kirmizisini uzun sure koruyan bir elma cinsi. olur da rastlarsaniz mutlaka tadina bakin. Kokusu da tadi da muhtesem.

Gorurseniz selam vermeden gecmeyin derim:))








background